Skip to content

Bilimsel Gelişim

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color black color cyan color green color red color
ANASAYFA arrow Pozitifçe Şiirler

KİTAP TANITIMI


Aslı H. Arusan'ın Kitab'ı Hakkında Ayrıntılı Bilgi için Lütfen resmin üzerine tıklayın.
Diğer Kitap Tanıtımlarını Görmek  İçin tıklayın....

Yazdır

MOTİVASYON ŞİİRLERİ

AYNADAKİ SEVGİ

Bilge adam sordu,
Hızlı adımlarla yürüyen delikanlıya:
“Nereye gidiyorsun böyle acele?”
“Sevgiyi aramaya” diye cevapladı genç.
Onu nasıl bulacağını sorduğunda bilge,
“İnsanların çehrelerine baktıkça,
Yüreklerini tanıdıkça…” dedi delikanlı da.
Bilge bu defa tebessümle sordu:
“Kendini yeterince tanıyabildin mi?”
Ve elindekini gence uzatarak
Usulca gözden kayboldu.
Delikanlı uzun uzun
Avucuna bırakılan aynadan
Kendi suretini seyretti.
Sonra da suretin ardındaki sireti…

ASLI HATİCE ARUSAN
MAYIS 2005

BAŞARAMADIKLARIM

Küçük sorunlardı,
Büyüten hayallerimi.
Başaramadıklarım,
Basamaklarım oldu.
Yanımda umuttan arta kalanlar
Yürüdüm güneşe doğru
Paçalarımı silkip.
Düş kırıklıklarına tutundum,
Düşmemek için.
Buldum aradıklarımı sonunda,
Karaladığım fotoğraflar arasında
Bugün öfke öfkelendiremiyor,
Acı yaşartmıyorsa gözlerimi
Öğrendim;
Yanlış bazen en “Vurucu” doğru!..

ASLI HATİCE ARUSAN
KASIM 2004

MARTI

       Martı,
       Gökyüzünün kapılarını kendisine açtığı,
       Tüy ve kemik…
       Akıl ve sezgi…
       Algıları
       Uzakları yakın edebilecek kadar güçlü,
       Düşleri
       Tüyleri kadar çok…
       Ayaklarıysa hep gerilerde,
       Onları kullanmıyor.
       Onlar küçük böceklerin
       Küçük dünyası için var.
       Martının yaşamı içinde
       Yalnızca birer aksesuar…

       Ben bir martıyım;
       Beyaz kanatlı, ufuk gözlü…
       Sen bir martısın;
       Hızı rüzgarların hızına eş…
       Üzerinde düşlerinden başka ağırlığı olmayan,
       Hayallerini dağların ötelerine uçurabilen
       Birer martıyız hepimiz.
       Yolu sevgiye dair,
       Rotası kendi gönlüne doğru…
  
ASLI HATİCE ARUSAN
NİSAN 1995

 

YÜZLER

Belki hayat daha güzel olurdu,
Maskeleri birer birer
          Yüzlerimizden çıkarıp atabilseydik..
Başarabilseydik,
          Sevinci göz bebeklerimize taşıyabilmeyi…
Belki o zaman
Genç tendeki yorgun çizgilerden
Aynaları sorumlu tutmazdık.
Sahte gözyaşlarının gülünç,
Yalan gülümsemelerin incitici
          Öfkenin gereksiz olduğunu fark edebilirdik.
Anlayabilirdik,
Neden bütün yüzlerin
            
ASLI HATİCE ARUSAN
EKİM 1994

 

YÖNETMEN Mİ, SEYİRCİ Mİ?
     

      Hayatımızın hükümdarı olarak
      Onu yönetme becerisini mi edinelim,
      Olup bitenin seyircisi olarak
      Her kederden kaderi mi sorumlu tutalım?
     

      Geçmişteki hatalarımızı kabul  ederek
      Tecrübelerimizin arasına mı ekleyelim,
      Hepsini tek tek karalayarak
      Yetersizlik olarak mı tanımlayalım?

 

      Şimdinin gücünün farkına vararak
      Her dakikanın kıymetini mi bilelim,
      Düne üzülüp, yarına endişelenirken
      Zamanın yetmediğinden mi şikayet edelim?

 

      İstemenin esrarına inanarak
      Yeteneklerimizi kullanmanın yollarını mı arayalım,
      Her birinin üzerini örterek
      Tembelliğe haklı gerekçeler mi uyduralım?

 

      Her şeyde bir güzellik mi görelim,
      Her güzellikte bir kusur mu araştıralım?
      Dengeyi, huzuru, sakinliği mi tercih edelim,
      Öfkeyi, korkuyu, gözyaşını mı seçelim?

 

      Yüzyıllar öncesindeki sözüyle
      Mevlana’yı haklı mı bulalım, haksız mı sayalım;
      “Evrendeki her şey senin içindedir,
      Her şeyi kendine sor…”
                                               

ASLI HATİCE ARUSAN
EYLÜL 1997           

 

                                                 
CESARET Mİ, ESARET Mİ?

Güpegündüzdü…
Işığını yaktığımda karanlık sokakların.

Yürüdüm uzayan yolların peşisıra
Geçmişi bir sokak lambasına asıp,
Bütün zanlarımın iplerini çözdüm.
Bıraktım dünkü gayeleri kaldırım taşlarına.

Hiç kadar hiçlikti yaşadıklarım
Neye uyuyup neye uyanmaktaydım?
Hayallerimin gölgesi bile silikti, niye?
Neden başka isimler kurgulamaktaydı yazgımı?

İki duraktan hangisini seçmeliydim;
Cesaretin riskini mi, korkaklığın esaretini mi?
Tereddüdü inancın ellerine hapsederek,
Korkuyu ümide, yenilgiyi zafere değişebilir miydim?

Yürüdüm soru işaretlerini tüketinceye dek,
Gün batıyordu ufukta, “ben” doğuyordum…

 

ASLI HATİCE ARUSAN
MART 2001

 

İSTE,ARA VE BUL

“İstemeden aranmaz ,
Aramadan bulunmaz…”

 

Eski bir kitabın arasındaki
Bu iki satırlık yazı,
Varlığımın merkezine oturduğundan beri
Yıktım bütün doğrularını hayatımın.
Yeniden inşa edebilmek için düş ülkemi,
Bir avuç külle…
 

 

ASLI HATİCE ARUSAN
MAYIS 2005


BAŞARI YOLCUSUNA MEKTUP

Eğer istersen ey yolcu,
Hayallerini hayatına sığdırabilirsin.

Hedeflerini tam olarak belirlediğinde,
Gerekli eylem gücüne erişeceksin.

Planlı bir yol haritasıyla ,
Bütün nasılların kapılarını açabileceksin.

Zamanın hükümdarı olmayı başardıkça,
Zamanın esaretinden kurtulacaksın.

Yanlış yapmaktan korkmayı seçersen,
Heyecansız bir güne uyanmayı da göze alacaksın.

Dünkü başarısızlıklarını yarına taşırsan,
Sadece çaresizliği öğrenmiş olacaksın.

İlk yenilgi durdurursa seni,
Sıradanlığa razı olmakla yetineceksin.

Bütün kalbinle inandıkça,
Bütün beyninle destekleneceksin.

Her şeye rağmen ey yolcu
Gülümseyebilmek için bir nedene ihtiyacın yok,
Çünkü sen varlığınla en değerli nedensin…
ASLI HATİCE ARUSAN
EKİM 2004

 

KALBİYLE AKLEDEBİLMEK        

Başarıyı belgelerde,
Huzuru sokaklarda,
İsmini kimlik kartlarında arayan insan;
Sırtındaki endişe çantası kimlere ait?
Neden düşlerin geceden karanlık,
Korkuların umutlarından büyük?

Keşke kalbinle akledebilseydin,
Ayrıntıların perdelediği hakikati…
Sahte korkulardan birer birer kurtularak,
Bütün cevapları yeniden sorabilseydin…

Ağaçların gölgelediği,
Gökyüzünün kucakladığı,
Meleklerin önünde eğildiği kimdi?
Zamanın durduramadığı,ölümün bile öldüremediği
Sonsuzluk yolcusu kimdi?
Kimdi,kainatın tek halifesi?

ASLI HATİCE ARUSAN
HAZİRAN 2005

 BU SABAH

Bu sabah ,
Gözlerime dolan parlak günışığı
Beni yepyeni bir güne uyandırdı.
İlk defa kalkmadan yatağımdan
Soluk sesimi dinledim böylesi uzun.
Durup bedenime baktım karşıdan,
Ne kadar güzel göründüğümü yeniden hatırladım.
Zamansızlık boyutunda
Varlığımın tül perdelerini aralarken
Düşünce koridorlarında dakikalarca
Kendi ayak sesimi dinledim.
Sonra sessizliğin ılık elleri dokundu omzuma
Ve sözsüz bir kelamla dedi:
“Özünden özüne yürümektesin...
İşte  böyle bir serüvendir yaşamak;
Aradığını bulmak,bulduğunu aramak!”
Bu sabah
Gözlerime dolan parlak günışığı
Sanki bana bütün unuttuklarımı hatırlattı:
Mutluluk sadece varolmaktır
Ve başarı gülümseyebilmek her an…

ASLI HATİCE ARUSAN
AĞUSTOS 2004


KENDİ SOKAKLARINI IŞITABİLMEK

Ben kendi sokaklarımı ışıtabilmeyi,
Boynu bükük bir sokak lambasından öğrendim.
Eski ve yaşlı sokak lambası
Gözlüklerini taktı ve:
“Bak ben ,
Dipsiz karanlığa meyden okuyorum yılmadan
Her gece yapıyorum bunu.
Bir bayrak olarak dikildim buraya,
Gecenin en koyu
En acımasız yerine.
Gücümü eski ve yaşlı olmamdan değil,
Yeni ve genç kaprislerimden alıyorum,
Adına ampul denilen inatçılığımdan…
Unutma,
Uğruna çarpıştıkların kadar ışıtabileceksin,
Uğruna sustukların kadar eskiyeceksin ve
Uğruna başardıkların kadar önemseneceksin.
Birgün başka sokakları da ışıtabilirsen,
Bir daha hiç gece yaşanmayacak.
Durma artık git ve
İçindeki en koyu
En acıyan karanlıkları söndür!
Bak yaşlı ve eski ben,
Dipsiz karanlığa meydan okuyorum yılmadan.
Her gece yapıyorum bunu.
Ben yanıyorum
Ve aydınlanıyor sokaklar…”

ASLI HATİCE ARUSAN
EYLÜL 1995


SEHER VAKİTLERİ

 Sabahları odamı dolduran güneş,
Yüzümü yıkarken tenime değen berrak su,
Aynadaki gülümseyen akis
Cevaplıyor;
Bütün sorularını hayatımın.

Güneşi ve sevgiyi
Dışarıda arayanlarsa
Boşuna yorulmaktalar…
Çünkü sevgi
Rotasız yüreklere akmıyor
Ve güneş,
Yorgun çehrelere doğmuyor seher vakitleri…

ASLI HATİCE ARUSAN
EYLÜL 2004


KARDELEN

Ufuktaki batmayan güneş
Dillerdeki bitmeyen şarkı,
Çöl iklimindeki serap
Sevgisiz yüreklerdeki diken ol…!

Silik gölgelerin koşan ayakları ,
Çürümüş bedenden damlayan kan,
Soyunan neftse çırılçıplak kimlik,
Faniliğin göğsünde sonsuzluğun nefesi ol…!
Sonra zamanı 25.saate kurup bekle,
Zil sesini duyduğunda,
Bir kardelen doğacak
Kucağında yeryüzünün..

ASLI HATİCE ARUSAN
ŞUBAT 1997

HEP ÜMİT

Herşey bir ümitle başladı.
Güneş ısıtmak,
Yağmur suvarmak için
Tohum fidan olmak,
Fidan ağaç olmak için
Zaman sona erişmek,
Ok 12’den vurmak için
Göz yaşarmak,
Gönül kavuşmak için
İlim bilmek,
Hikmet bulunmak için
Kainatsa Sahibini resmetmek için
Hep ümit etti durdu…
Bu yüzden herşey ama herşey
Bir ümitle başladı

ASLI HATİCE ARUSAN
EYLÜL 2003

 


DALGIÇ

Sana
“Küçük derelerin değil, okyanusların dalgıcı ol” demiştim
Yoksa sırlarında
Hangi derinliklere sığarsın?
Başka hangi kucak kabul eder seni?

Yeryüzü saltanatındır.
Yeraltı mahremiyetin.
Durma sözünü geçir!
Sudan izinsiz çıkmış balığa.
Göğün tavanına çarpmış buluta.
Ve kendinden razı bir nefesle
Gece ışıldayan güneşi söndür!

Yeter ki;
Okyanusların kumsalında boğulma!
Bir büyük zıpkınla sırlarını çaldırma!
Suyun batırabilme kabiliyetini sıfırla!
Sonra bırak ölüm,
Yüzü kızarmış bir köle gibi
Müsade isteyerek dalsın derinliğine!
Ve  son defa bekle
İkinci saltanat gününe dek.
Bir  inci gibi
Saklasın seni sonsuzluk
Kendi istiridyesinde!

ASLI HATİCE ARUSAN
MART 1998

MAVİ DÜŞÜNCELER

Düşünce semanın maviliğindeyim.
Rotasız uçmaktayım yine.
Takılmamak , çarpmamak için
Zehirli fikir böceklerine,
Renkli hayal motifli,
Akıl çizgisi kanatlar ile
Semadan bir halı üzerinde
Kayıyorum.
Uçsuz, bucaksız…
Köşesiz, mesafesiz…
Mavi düşüncelerimin
Beni bıraktığı yerlerdense
Korkmuyorum!
Sarsılmam kurşunla değil
Belki soluk alışlarımla ama
Düşünmeyi aklımdan,
Tefekkürü ruhumdan,
Uçabilmeyi ise
Hayallerimden çalabildiğim sürece
Benim maviliğimin kıyameti yok
Biliyorum…

ASLI HATİCE ARUSAN
NİSAN 1998

 

OZAN

Terkedilmiş bir şehrin
Buzlu kaldırımlarında
Yalınayak ve tek başına
Elinde fener
Gündüzün tam ortasında
Avlanmaya çıkan bir düş avcısı..

Geceyi gözkapaklarının ağırlığından tanıyan ,
Durmuş bir saatin kollarını
Ayaklarına çizme diye giyen,
Rüyalara dalmak için uyuyan
Karada gezinen deniz kızı,
Denizde yürüyen karadam…

Bir muhakeme meyhanesinde
Kimliğinden başka her şeyden soyunmuş,
Ellerinde hayal ve hakikat kadehi
Yudumlayabildiklerinden çok
İdrak edebildiklerinin sarhoşu…

Gölgeler ve düşündürdüklerinden uzakta
Zamandan kopuk, mekandan azade
Kendini ararken fazlasına rastlamış,
Kelimelerin ötesinde kelama yolcu.
Issız sokakların isimsiz davulcusu…

Dünyayı gözlük camına sığdırabildiği halde
Sadece kendini mısralara sığdıramamış
Yeryüzündeki en cesur korkak…
Yeryüzündeki en karmaşık aşık…
Onun adı ozan,sade o-z-a-n.

ASLI HATİCE ARUSAN
NİSAN 1997

 

DÜŞÜNCELERİMİZİ DÜŞLERİMİZ KADAR GÜZELLEŞTİREBİLMEK

Düşünceler uzayda yuvarlanan
Birer göktaşı kadar başıboş,
Bir dağa haykırılan  sesin
Yankılandığı  aynılıkta bize  yakın…

Düşünceler;
Doğru bildiklerimizin jüri üyeleri,
Yaptıklarımızın kimlik kartı ve
Hergün aynada
Kendimiz diye tanımladığımız yüz…

Bizleri bir somun ekmekle mutlu eden,
Bir sırça saraydaki tahtta
Hüzünlendiren de onlar.
Hatta ağladığımızı zannettiğimizde
Yere düşen küçük-şeffaf damlalar
Kayıp giden işe yaramaz düşüncelerin kendisi ve
Kendimize dokunduğumuzda
Hissettiğimiz sıcaklık,
Düşüncelerimizin ateşten ellerinden başkası değil.

Kimi zamansa  bayat bir alıntı olduklarında
Ya da  öfkenin rengine  boyandıklarında
Gönülleri delip geçen kurşunlar kadar  acımasız.
Çünkü o  an  çarpışan düşünceler
Çarpışan ordulardan  tehlikeli ve incitici…

Kimbilir belki  düşüncelerimizin mahzeninde
Kurşunî fikirler  yerine eflatun düşleri biriktirebilsek,
Bir kamil mürşid gibi onları eğitebilsek,
Düşüncelerimiz düşlerimiz kadar güzelleşebilir,
İçimizdeki yanıp sönen hüzün fenerini
Onların nefesiyle söndürebilir,
Engelleri onların gücüyle devirebiliriz
Yumruklarımızdan önce.

Oğlunun başındaki elmaya
Okunu saplayan adam,
Ona önce
Düşüncelerinin okunu saplayabildiği için
Alkışlanmamış mıydı?

ASLI HATİCE ARUSAN
KASIM 1996
                                  
DEĞİŞİM YOLCULUĞU

Çok güneşler eskitmesi gerekmişti,
Her yeni günün değişim zamanı olduğunu farkedebilmek için.
Bir umudun tükendiği yerde
Daha büyük bir umudun yolunu gözlediğini anlayabilmek
Ve sadece istemekle neleri değiştirebileceğini  görebilmek için…

Hatayı tecrübeyle yer değiştirerek
Kendisine  hiçbir koşulda kızmayacağına sözverebildiği için.
Bilincin bilmenin ötelerinde bir yerlerde durduğunu,
Başlamanın gerçekten de bitirmenin yarısı olduğunu ve
Gayretin kendisini nasıl alkışlattığına şahit olabilmek için
Bir süre gözyaşı dökmesi gerekmişti.

Bu arada akrep durmaksızın yelkovanın ardından koşarken
Her düşüncesini bir gerçekliğe dönüştürmekteydi.
Bütün nedenlerin nedeni olduğunu bilmek ilginçti…
Değişime kendisinden başlamak kolay olmasa da
Her yeni güne aynı soruyla uyanmaktaydı;
“Değişim için bugün kendimde neleri değiştirmeliyim ki?”

Bugüne dek hayata güvenmeyi başaramadığından
Hayat da avuçlarındaki fırsatları teker teker söküp almıştı.
Elinde oynayacak hiçbir kartı kalmadığındaysa
Ucuz sevdalar çıkmıştı karşısına
Ne istediğini net olarak tanımlayabilmesi adına…

Özündeki gerçeklik birgün ona yaşamının kahramanı olduğunu hatırlattığında
Kainatın kendisiyle nasıl anlam bulduğunu anlamaya çalıştı.
Düşüncelerini güzelleştirdikçe kör  karanlıklarını  aydınlatmaya başladı.
Ana menzilin özbenliğine vardığına dair inançla
Attığı her  adımda   seçim özgürlüğünü yeniden  anımsadı.

Sonra rolleri kendisinin belirlediği bu  tiyatroda
Etrafındakilerin ona ne öğretmeye çalıştığına baktı;
Korku cesaretini ortaya çıkarmakla görevlendirilmişti.
İhanet ona sadece güvenmeyi öğretmek istediğini söylemekteydi.
Bütün acıları gücünün farkına varabilmesi ve
Yalnızlığı kendisiyle dostluğu öğrenebilmesi içindi.

O da geçmişini  bağışladı, bıraktı ve teşekkür etti…
Gözyaşlarını toplayarak en incinmiş yerlerini yıkadı.
Hayalkırıklıklarını ise  kendi elleriyle yapıştırdı.
Sonra da  temiz beyaz bir kağıt alarak
Eski yeminlerinin  hepsini bozduğunu ilan etti.

Yapılacak daha çok iş vardı;
Akrep ve yelkovanla kolkola girip,
Yeni senaryo, yeni roller, yeni kostümler belirlemek…
İsmiyle, cismiyle, kimliğiyle barışmak…
Her konuda ne istediğini tam olarak biliyor olmak…
Kendisine, insanlara ve sürece tamamen güvenmek …

Yine korkmaktan korkuyor olduğu bir anda
Hayat amacı hızla yanına gelip  durdu,
Ellerini sıkıca tutarak:
“Ayak izlerimi takip et” dedi gür bir sesle
“Korkma, daha önce bu yolda yürüdüğü halde yorulan olmadı.”

Güneşin bütün parlaklığıyla aydınlattığı sokakta
İki yolcunun ayaksesleri her yerden duyuluyordu.
Nereye ve  neden gittiklerini bilen kimse yoktu.
Önlerinde  martı sürüsü, üzerlerinde melek tozları
Yönleri serin bir rüzgarın yönüne doğruydu…

ASLI HATİCE ARUSAN
EKİM 2006


ÇOCUKLUĞUMA BÜYÜDÜĞÜM DÜŞ SOKAĞI

Soğuk ve sisli bir geceydi...
Karla karışık yağmur yıkıyordu kaldırımları...
Gecenin heybetini heceliyordu gökgürültüleri...
Çırılçıplaktı sokaklar...Çırılçıplaktı akşamüstü çay içtiğim park bahçesi...
Yürüdüm gecenin üstüne.Geceden kararlı, geceden yürekli...
Ayışığının billurdan ellerini tutarak yürüdüm, çocukluğumu bıraktığım sokaklara doğru...
Bisiklet bindiğim okulun bahçesindeydim...
Kaç kez düşmüştüm merdivenlerinden,kim daha önce kantine varacak diye yarışırken...
Pamukhelva satan yaşlı amca büyük demir kapının girişinde dururdu,onu zengin ettiğim için olsa gerek beni bir başka severdi...
Hızım rüzgârların hızıyla yarışırdı âdeta,düşüncelerim zamanın küçük kollarıyla...
Kullanılmaktan eskimiş sözcükler benden uzaktı,ben de onlardan uzaktım...
Güneş gülümsediğinde çehreme,gülümserdim onunla...
Yuvarlanıp giden topum gibi tükenmeyen maceraların iklimine koşardım...
Yorulmazdım ve üşümezdim,güneş de üşümezdi....
Kollarımı kaldırsam bulutlara değeceğinden emindim...
Emindim gökyüzünün erişilebilir olduğuna,yağmurun sadece sokakları ıslattığına ve yaşamanın yaşlanmak olmadığına emindim...
Çocukluğum,güleç bakışlı yüzüm,bisikletim,sorgulanmayan kahkahalarım,pamukhelva tadında hayatım,ayrıntısız ama heyecanlı...
Karla karışık yağmur yıkıyordu kaldırımları...
Gecenin heybetini heceliyordu gökgürültüleri...
Çırılçıplaktı sokaklar...Çırılçıplaktı akşamüstü çay içtiğim park bahçesi...
Varış çizgisini hayatımın başlangıç çizgisinin üzerine çizdim...
Burasıydı son durak,burasıydı bir gecede çocukluğuma büyüdüğüm düş sokağı...
Hiç kolay olmamıştı yarını bugünden tüketmek...
Ve hiç kolay olmayacaktı keşkeleri karalamak birer birer,yeni baştan yazmak bütün şiirleri...
Kirli önlüklü,temiz yüzlü bir çocuk ellerimi sıkıca tutarak,korkma diye fısıldadı kulağıma:
“Korkma!Aradığın cevaplar dünkü çözümlerde gizli...”
Ayışığı şahidimdir ki;bir ağlayabilseydim o an düşen tek damla yaş bütün kaldırımları delecekti...

ASLI HATİCE ARUSAN
ARALIK 1999

EĞER BİR ÇOCUK…    
      
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kin ortamında  büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hep utanç duygusuyla eğitilmişse
Kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir edilmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

                                                                       NOLTE

 

EDEBALİ’DEN ÖĞÜTLER

Oğul,
İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar akşam ezanında ölürler.
Sense güçlüsün,kuvvetlisin,akıllısın,kelamsın.
Ama bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen
Sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı,sebatli ve iradeli olasın.
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş sırlar,bilinmeyenler
Senin erdeminle günışığına çıkacaktır.
Ananı,atanı say ki bereket büyüklerledir.
Unutma, bu dünyada inancını kaybedersen
Yeşil iken çorak olan çöllere dönersin…

 

 

 

 

BİLİNMEYEN
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır ki
Ondan sakınmak lazımdır.
Bilmeyen ve bilmediğini bilen bir öğrencidir ki
Ona öğretmelidir.
Bilen ve bildiğini bilmeyen uykudadır ki
Onu uyandırmalıdır.
Bilen ve bildiğini bilen akıl sahibi kimsedir ki
Onun izinden gitmelidir.

                                               ASYA DEYİŞİ

EN İYİSİ

Dağın tepesinde bir çam olamazsan
Vadide bir çalı ol;
Ama dere kenarındaki en büyük çalı sen olmalısın.
Ağaç olamazsan çalı ol.
Çalı olmazsan bir ot parçası ol.
Yeter ki bir yola neşe ver.
Bir mis çiçeği olamazsan bir saz ol,
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan da olabiliriz tayfa da,
Burada hepimiz için bir şeyler var.
                                              

İSTERDİM Kİ…

Kavgayı bir ağacın yaprağına yazmak isterdim,
Sonbahar gelince yapraklar kurusun diye…
Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim;
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye…
Nefreti karların üzerine yazmak isterdim;
Güneş açsın,karlar erisin diye…
Dostluğu ve sevgiyi,
Yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazmak isterdim;
Onlar büyüsün,
Dünyayı sarsın diye…

KAZANAN VE KAYBEDEN

Kazanan her zaman çözümün parçasıdır,
Kaybedense problemin bir parçası.
Kazananın hep bir programı
Kaybedeninse bir özrü vardır.
Kazanan “Bu işi senin için yaparım”der
Kaybeden “Benim işim değil ki”der.
Kazanan her sorunda bir çözüm görür,
Kaybeden her çözümde bir sorun.
Kazanan “uzak ama yolu biliyorum”der
Kaybeden “yakın ama yolu bilmiyorum” der
Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,
Kaybeden çimenin yanındaki çakılları.
Kazanan zor ama mümkün der,
Kaybeden “mümkün ama çok zor” der.
Kazanan konuşmak yerine
Kaybeden yapmak yerine konuşur.
Kazanan ağlamak yerine çalışır,
Kaybeden çalışmak yerine ağlar.
Kazanan beynini çalıştırır,
Kaybedense çenesini…

KORKU

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkar.
Sevilmekten korkar,kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkar,sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkar,eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkar,reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkar,gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkar,dünyaya iyi bir şeyler vermediği için.
Ölmekten korkar,aslında yaşamayı bilmediği için.
Ve yaşamaktan korkar,kendisi için değil başkalarına göre yaşadığı için…

                                                                       W.SHAKESPEARE
ÖĞÜT
Bir yıl sonrasını düşünürsen tohum ek,
Ağaç dik on yıl sonra ise tasarladığın.
Ama yüzyıl sonrası için ise düşündüğün,
Halkı eğitmeye bak.
Bir kez ürün verir ektiğinde tohum,
Bir kez ağaç diktiğindeyse on kez ürün verir
Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.
Balık verirsen bir kez doyurursun insanı
Öğretirsen balık tutmasını,hep doyar karnı…

                                               KUAN-TZU (İ.Ö 1000)ÇİN

YAŞAMAK
Yaşamak fırsattır,yararlanmayı bil.
Yaşamak güzelliktir,kıymetini bil.
Yaşamak mutluluktur,tatmayı bil.
Yaşamak rüyadır,gerçekleştirmeyi bil.
Yaşamak meydan okunmasıdır sana,karşı koymayı bil.
Yaşamak görevdir,tamamlamayı bil.
Yaşamak oyundur,oynamayı bil.
Yaşamak servettir,korumayı bil.
Yaşamak sevgidir,aşktır,keyfini çıkar.
Yaşamak bilmecedir,çözmeyi bil.
Yaşamak verilmiş bir sözdür,tutmayı bil.
Yaşamak hüzündür,aşmayı bil.
Yaşamak şarkıdır,söylemeyi bil.
Yaşamak mücadeledir,kabullenmeyi bil.
Yaşamak şanstır,kullanmayı bil.
Yaşamak yaşamaktır,uğruna savaşmayı bil…

MEVLANA’DAN

Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kar sayma,
Yaşadığın kadar yakınsın sona.
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin.
Sakın bitti sanma her şeyi
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışığındandır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
İşte yaşamak budur;
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün.
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
Bunu da öğren;
Sevdiğin kadar
Sevilirsin…

 
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

“Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!” Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Bütün çiçeklerini getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya;
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer,
Bütün köy çocuklarını getirin buraya.
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... Ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum.
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları;
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri;
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni!
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni!

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini...
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın!
Aman Isparta güllerini de unutmayın!
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum;
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım.
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden;
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden.
Ne güller fışkırır çilelerimden;
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim!
Korkmadım, korkmuyorum ölümden;
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağı'na göçen,
Yörükler yaylasında, Toroslar'da eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden;
Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden...
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni;
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
En güzellerini saymadım çiçeklerin;
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini;
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek; seni, beni kimse bilmeyecek.
Seni, beni yalnızlık örtecek; yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın.
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım;
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum;
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta;
Yaz kış birşey söyleyen toprakta.
Çile çektim, yalnız kaldım ama yaşadım;
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım.
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya;
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf KANSU
İKİLEMELER

BAŞARININ SIRRI
Başarının tek sırrı şudur, iyi biliniz:
Bir zahmet kendinizin önünden çekiliniz!

ÖLÜ
Cenaze törenine dikkat edenler anlar,
Bazen tabuttakinden ölüdür katılanlar!

YAŞ 36
Onbeş, yirmibeş derken bitiyor otuzaltı...
Galiba görünmeye başladı yerin altı.

ZAMAN
Zaman bir hızar gibi sonsuzluğu biçiyor,
Bize yakalanmamak için hızlı geçiyor!

YEMEK
Şu tesbit üzerinde düşünmemize değer:
Bir kısmımız yemek yer, çoğumuzu yemek yer!

KÖŞE YAZARI
Günümüzde müellif, yok denecek kadar az;
Köşe taşı olmayan, köşe yazarı olmaz!

TEBESSÜM
Bir müşkili çözmenin en kısa yolu, belli:
Tefekkür yüzde elli, tebessüm yüzde elli!

YENMEK
Kendine yenilenin, hayattan başı döner;
Kendini yenebilen birgün herşeyi yener.

SAVAŞ ÇOCUĞU
Huzurun değerini anlamak zor dostum, zor!
Silahın gölgesinde yaşayan çocuğa sor!

EVLİLİK
Bir insan ki, önüne her çıkandan hoşlanır!
Kadıköy’de evlenip Karaköy’de başanır!

GENÇLİK
Ot gibi büyüyenden farkı yoktur kalasın;
Gençlikte çile çek ki, ilerde genç kalasın!

Abdülkadir AKGÜNDÜZ

İLÂHÎ

Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise;

Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise.

Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar;

Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.


Aksakallı bir koca, bilmez ki hâli nice?

Boşa gitmesin hacca, bir gönül yıkar ise.

Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı;

İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.


Bir kez gönül yıktınsa, kıldığın namaz değil;

Yetmiş iki millet de yüzünü yumaz değil.

Yol odur doğru vara, göz odur Hakk’ı göre;

Er odur yerde dura, üstten bakan göz değil.


Doğru yola gittinse, er eteğin tuttunsa;

Bir tek hayır ettinse, biri bindir az değil!

Yunus sözleri çatar, balını yağa katar;

Çok kıymetli mal satar; cevherdir o, tuz değil!


Yunus EMRE

 

         

 

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Anket

Yaşamınızda En Çok Hangi Kaynağa İhtiyaç Duymaktasınız?
 

DUYURULAR

EBEVEYN OKULU - "Ebeveynler için Yaşam Okulu" sertifikalı programı başlamıştır.

KİŞİLİK ANALİZİ - Enneagram, Numerolojik analiz ve doğum mucizesinin şifresi olan horoskop; karakter kodlarımızı farkederek tekamül yolculuğumuzda kendimizi daha iyi anlamamız için birer pusula...

HOLOTRAPİK NEFES - Holoterapi Nefes Seansları ile sağlıklı ve kaliteli yaşamı engelleyen blokajların çözümlenmesi mümkün. Sorularınız için mrkz. arayabilirsiniz.

BİREYSEL KOÇLUK - Bireysel sorunlarınıza dair özel görüşmeler için öngörüşme ve önkayıt gerekmektedir.

ANLAYARAK HIZLI OKUMA - Okuma ve anlama hızınızı %200 ila %600 arasında artırabilirsiniz.

GÜZEL KONUŞMA VE SUNUM TEKNİKLERİ - "Ne Anlattığımızdan Çok Nasıl Anlattığımız Önemlidir." İki Eğitmen Önderliğindeki Seminer için kayıtlarımız sürmektedir.

KOÇLUK EĞİTİMLERİ - "Koçluk Programı" Giriş ve Pratisyenlik(uygulayıcı uzmanlık) Eğitimleri için yeni sınıflarımız açılmaktadır.

NLP EĞİTİMLERİ - NLP PRATİSYENLİK ve MASTER Eğitimleri için yeni sınıflarımız açılmaktadır.